"Nakliyat"tan "Lojistiğe" Dikey Geçiş
Türkiye'de lojistik sektörü, geç emekleme ve geç yürüme evrelerinin hemen ardından olimpiyat koşusuna hazırlanıyor gibi… "Lojistikleşme" süreci, 1980'lerle birlikte kara, hava, deniz, demiryolu ve kombine taşımacılık alanlarında yatırımlarla, "uluslararası nakliyat" işinde gücünü artıran şirketlerle başladı sayılır. Bu süreç, ithalatın artışına paralel ihracatın da artmasıyla birlikte ivmelendi. Türkiye'nin büyüme hızı, lojistik alanındaki ihtiyacı da büyüttü. Bu ihtiyacı sağlıklı biçimde karşılayabilecek lojistik alt yapısı ise hazır değildi veya bir başka deyişle lojistik sektörü, Türkiye'nin büyüme hızına ayak uydurmakta zorlandı. Artan talebe yanıt verebilmek için nakliye firmaları, adlarından nakliyeyi çıkarıp lojistik sözcüğünü ekleyerek "lojistikleşti". İthalat ve ihracat yapan firmalar da bu "U" dönüşü öylesine hızlı benimsediler ki, artık "nakliyat" firması denince sadece "evden eve nakliye/taşınma" işi anlaşılıyor. Birisi "tanıdığın iyi bir nakliye firması var mı?" diye sorunca, "hayırdır, taşınıyor musun?" yanıtını alıyor.
Lojistik içinde şüphesiz ki taşımacılık çok önemli bir yer tutuyor. Üstelik kara, deniz, hava ve demiryolu taşımacılığı, kendi özel uzmanlık alanlarını gereksiniyor. Yani işinde uzmanlaşmış, ciddi yatırımlar yapmış uzman ve güçlü nakliye firmalarımızın olması, lojistik sektörünün elini kuvvetlendiriyor. Ama diyeceğimiz o ki; ihtiyaçlarımız bununla sınırlı değil. Türkiye'nin büyüme hızına paralel sağlıklı gelişebilmesi için özellikle lojistik alanındaki ihtiyaçları "yetkin" biçimde karşılayabilecek lojistik firmaları, pek çok alt disipline de kendilerini hazırlamalı.
Türkiye'ye doğalgazın gelişi ile birlikte, doğalgaz çevrim santralleri de gündeme geldi. 1990'lı yıllar, doğalgaz çevrim santrallerini, 2000'li yıllar ise rüzgâr enerjisi santrallerini yatırımcıları ile buluşturdu. Bu, "gabari dışı yükler" diyebileceğimiz türbinlerin taşınması demekti. Proje lojistiği, enerji lojistiği; yeni ihtiyaçlar, yeni ihtisas alanları olarak lojistik disiplini içinde yerini aldı. Boşuna mı "lojistik mühendisliği" bir lisans, hatta lisans üstü eğitim programı olarak gündeme geldi?
Pek çok firma, kendi bünyelerinde lojistik departmanı kurdu, daha çok da depolama ve dağıtım sektöründe etkin hale gelebildi. Ancak enformasyon altyapıları, sürdürülebilir bilgi akışı için ideal hale henüz gelemedi. Lojistik hizmet veren firmalarsa heterojen bir yapı oluşturmaktadır; örgütsel kültürleri, geçmişleri, birikimleri, sermaye yapıları çeşitlilik göstermektedir. Genel olarak; yerli sermaye üzerine kurulmuş ve kökeni taşımacılık sektörüne dayanan, geleneksel piyasa koşullarına aşina ama "uluslar arası" boyuta entegre olmaya çalışan firmalar başı çekmektedir. Bir holding bünyesinde, daha çok yabancı partneri olan, uluslararası iş koşullarına entegre firmalar vardır ki, bunlar işlevde ve algıda biraz daha öne çıkmaktadır. Tamamen yurtdışı firmaların Türkiye ofisleri vardır; küresel avantajlarını yerel pazarda etkin kılmayı ve bu yolla Türkiye pazarında baskın rol oynayabilmeyi hedeflemektedir. Kuruluşu, kargo firması formunda olan firmalar vardır ki bunlar da kargo taşıma ağının örgütsel gücünü başat etken kılmaya çalışarak pazarda baskın bir rolü hedefler. Bir de "ne iş olsa yaparım" yaklaşımında, spot işler yapan, gereken çözümler için gereken dış kaynakları bulup pazarlayacağına inanan küçük firmalar vardır.
METSAN yerini, Türkiye'nin lojistik sektörünün sağlıklı altyapısı içinde, lojistik uzmanlıkları geliştiren, yapılandıran bir ihtisas kuruluşu olarak konumlandırmaya çalışıyor. İnanıyoruz ki; bu sadece bizim için değil, lojistiği büyümenin kritik anahtarı olan gören kuruluşlarımız ve ülke ekonomimiz için de bir değerdir. |